Cumartesi , 06 Haziran 2026
HABERLER
ANASAYFA / Benim Köşem / Sıfırdan Kurulan Bir Hayat, Küresel Bir Başarı

Sıfırdan Kurulan Bir Hayat, Küresel Bir Başarı

Ben 23 Mayıs 1964’te Samsun’un Tekkeköy ilçesine bağlı Çınaralan köyünde dünyaya geldim. Köy hayatında büyüdük; geçimimiz tarım ve hayvancılıktı. Ailemiz köyün varlıklı ailelerinden değildi, hatta oldukça mütevazı bir hayatımız vardı.

Sıfırdan Kurulan Bir Hayat, Küresel Bir Başarı
Adem YAZICI
Genel Müdür | General Manager
YAZICI MAKİNA

Ben 23 Mayıs 1964’te Samsun’un Tekkeköy ilçesine bağlı Çınaralan köyünde dünyaya geldim. Köy hayatında büyüdük; geçimimiz tarım ve hayvancılıktı. Ailemiz köyün varlıklı ailelerinden değildi, hatta oldukça mütevazı bir hayatımız vardı.

Eğitim hayatım da çok uzun sürmedi. Ortaokula başladım ama sadece bir hafta gidebildim. Amcamın yanında kalıyordum. Bir gün yengem ve kızı kapıyı açtılar ve beni evden kovdular. Eşyalarımı bir poşete koyup elime verdiler. O zaman köye dönmek için bugünkü gibi yollar, köprüler yoktu. Derelerden geçerek yürümek gerekiyordu. O gece bir ekmek fırınında sabahladım.

Sabah köye döndüğümde babam bana tek bir soru sordu: “Ne oldu oğlum, kovdular mı?”

“Evet baba,” dedim. Bir hafta sonra babam, “Bırak oğlum okumayı. Okuyacak imkanımız yok,” dedi.

Böylece eğitim hayatım sona erdi. Babam daha sonra bizi Samsun’da tanınmış bir usta olan Ali Osman Onar’ın atölyesine götürdü. Kaynak, torna ve triko makineleri tamiri yapılan bir yerdi. Rahmetli halam Fatma Hanım beni evlerinde kabul etti. Dört yıl boyunca onların evinde kaldım. Beni kendi çocukları gibi büyüttüler. Atölyede ustam bana mesleğin tüm inceliklerini sabırla öğretti. Tam 11 yıl boyunca yanında çalıştım. O yıllarda ustalık sadece bir iş değil aynı zamanda bir hayat okuluydu.

Askerlik zamanı geldiğinde ustamla helalleşmek için yanına gittim. Bana şöyle dedi: “Oğlum, 11 yıl yanımda çalıştın. Hakkını helal et.”
Ve o gün bana askerlik harçlığı olarak 50 TL verdi. Bu benim için çok büyük bir destekti. Askerliğimi Denizli’de yaptım ve bakım-onarım bölümünün başındaydım. Askerlik bitince yine ustamın elini öpmeye gittim. Ama artık yeni bir karar vermiştim, “Usta, ben İstanbul’a gideceğim” dedim.

İstanbul’a geldiğimde bazı akrabalarımın yanında destek bulacağımı düşünüyordum. Ama işler düşündüğüm gibi olmadı. Kimse sahip çıkmadı. Emniyet Evleri’nde kömürlük gibi küçük bir oda kiraladım. Bir sünger yatak aldım. Cebimde sadece üç tane on lira vardı. İlk işimi Aydın Usta’nın yanında oto sanayide buldum. Gaz altı kaynağını çok iyi biliyordum ve kısa sürede kendimi gösterdim. Yaklaşık iki yıl orada çalıştım. Bir gün gazetede bir ilan gördüm. Eczacıbaşı fabrikası bakım ustası arıyordu.

Başvuruya gittim. Kapıda 50–100 kişi vardı. İçeride bir makine koymuşlardı. Makinenin sol tarafından tangır tungur ses geliyordu ama kimse arızayı bulamıyordu. Sıra bana geldi.

“Bu makinede ne var?” diye sordular.
“Sol tarafta üç ya da dört rulman arızalı,” dedim.
“Değiştirebilir misin?”
“Takım çantasını getirin,” dedim.

Onların ustası bu işi bir günde yapıyormuş. Ben ise 17 dakikada değiştirdim. O an beni ayrı bir odaya aldılar ve “Ne kadar maaş istersin?” dediler.
“150 lira yeter,” dedim. Bana 200 lira maaşla hemen işe başla dediler.

Eczacıbaşı’nda çalışırken mühendisler Almanya’dan bir ambalaj makinesi kataloğu inceliyordu. Katalogda bulunan makineyi yapmaya kimse cesaret edemiyordu. “Ben yaparım,” dedim.

Şaşırdılar. Kataloğa bakarak ölçüler çıkardım, parça parça denedim. Bazen kestim, bozduğum oldu. Ama bir hafta içinde doğru yolu buldum ve makineyi çalıştırdım. Makine çalışınca fabrikada adeta bayram havası oldu. O gün bana bir yıllık ikramiye verdiler.

Ama artık içimde başka bir düşünce vardı: Kendi işimi kurmak.

Yeşilce Mahallesi’nde 100 metrekarelik bir dükkan buldum. Bir pres, bir kaynak makinesi, birkaç el aleti aldım. Ama para bitmişti. Eşimde 6 tane burma bilezik vardı. Vermek onun için çok zordu. Gözleri dolarak verdi. O altınları bozdurduk ve üretime başladım. İlk iki makineyi yaptım. Ama bu makineleri satmam gerekiyordu. Çantamı aldım, gece otobüse bindim ve Eskişehir Organize Sanayi’ne gittim. Fabrikaları tek tek dolaştım. Bir boya fabrikasının kapısını çaldım. “Ben ambalaj makinesi yapıyorum. Boyalarınızı paketlemek ister misiniz?” dedim.

Önce 23 yaşında olduğumu ve makine ürettiğimi duyunca şaşırdılar. Ama makineyi getirmemi söylediler. Ve ilk makinem o fabrikaya satıldı. Sonra bir makineyi Ankara’ya sattım. İşler yavaş yavaş büyüdü. Atölye 40 kişilik bir işletmeye dönüştü. Yurt dışı fuarlarına gitmeye başladım. Bir kelime İngilizce bilmiyordum. Makineyi çiziyor, fiyatı kağıda yazıyor ve adeta tarzanca anlaşarak satış yapıyordum. İlk ihracatımız Irak’a oldu. Ardından Romanya, Bulgaristan ve Rusya geldi. Rusya’nın Vladikavkaz bölgesinden gelen müşteriler özellikle votka paketleme makineleri aldı. Kamyonlar dolusu makine gönderdiğimiz zamanlar oldu. Bugün geriye dönüp baktığımda inanmak zor: 100 metrekarelik bir dükkandan başlayan yolculuk bugün 12.000 m² üretim alanına, 82 ülkeye ihracata, 6 kıtaya satışa ulaşmış durumda.

Aralarında şu firmaların da bulunduğu birçok büyük marka bizim makinelerimizi kullanıyor: Algida, Coca-Cola, Ak Gıda, Altınkılıç. Dakikada 150 paket, saatte 90 bin şişe kapasiteye ulaşan makineler üretiyoruz. Üstelik bazı makinelerimiz 25 yıldır arızasız çalışıyor. 2016 yılına doğru ciddi sağlık sorunları yaşamaya başladım. Karaciğer hastalığı ilerledi ve siroz teşhisi konuldu. 120 kilodan 75 kiloya düştüm. Hayatımı kurtaran kişi ise yeğenim oldu. Henüz 18–19 yaşındaydı ve karaciğerinin bir parçasını bana verdi. Bugün hayattaysam onun sayesinde. Hayat bana çok şey öğretti. Başarı kimsenin sana verdiği bir şey değil. Başarıyı söküp alacaksın. Başarı; dürüst olmaktır, dik durmaktır, yaptığın işin arkasında durmaktır, pes etmemektir. Bugün bu firmayı alın terimle kurmuş olmanın gururunu yaşıyorum. Bugün hâlâ tek hedefimiz daha iyisini yapmak. Son olarak bir teşekkür de aileme etmek istiyorum. 40 yıllık eşime ve her zaman yanımda olan çocuklarıma…
 

0 YORUM

YORUM YAPIN

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER BAŞLIKLAR