Cumartesi , 06 Haziran 2026
HABERLER
ANASAYFA / Röportajlar / 82 yıllık tecrübeyle sanayi ve topluma değer katmak

82 yıllık tecrübeyle sanayi ve topluma değer katmak

“Üretmek yetmez; doğaya rağmen değil doğayla birlikte üretmek gerekir.”

82 yıllık tecrübeyle sanayi ve topluma değer katmak
Timur Erk
TOBB Kimya Sanayi Meclisi Başkanı

 
“Asıl miras servet değil; paylaşılan akıl ve tecrübedir.”
 
 
 Bizlere biraz kendinizden bahsedebilir misiniz?
 
1944 İstanbul doğumluyum. İyi bir ailede, güçlü imkânlarla yetiştim ve nitelikli bir eğitim aldım. Alman Lisesi’nin ardından Almanya’da Darmstadt Teknik Üniversitesi Kimya Mühendisliği bölümünden mezun oldum ve kimya yüksek mühendisi unvanını kazandım. O dönemde Darmstadt Teknik Üniversitesi, kimya alanında dünyanın önde gelen fakültelerinden birine sahipti. Eğitimimin ardından Türkiye’ye dönerek kimya sanayisinde çalışmaya başladım. Bu alanda 55 yılı aşkın süredir faaliyet gösteriyor aynı zamanda 40 yıldır sivil toplum çalışmalarının içinde aktif olarak yer alıyorum. İhtisaslaşma çalışmamı gıda kimyası üzerine yaptım. Bu nedenle mümkün mertebe sağlıklı beslenme ve sağlıklı nesillerin yetişmesi amacıyla gıda güvenliği ve beslenme bilinci konularını kendime görev edindim.
 
Hayat tecrübenizden yola çıkarak gençlere vermek istediğiniz en önemli mesajlar nelerdir?
 
Esasında 82 yaşına gelmiş biri olarak edindiğim en önemli deneyim, zamanı doğru kullanmaktır. İkinci büyük deneyimim ise “beyin zekâtı” kavramıdır. Nasıl ki malın ve paranın zekâtı varsa bana göre en kıymetli zekât, insanın bilgi ve tecrübelerini paylaşmasıdır. Bu anlayışla üzerime düşeni yapmaya çalıştım ve beş kitap yazdım. Bu kitaplardan birinde Dr. Üzeyir Garih’i kendime örnek alarak gençlere hitap ettim. Hayatım boyunca yaptığım hataları ve örnek alınabilecek davranışları açıkça paylaştım; gençlere neyi yapmaları ve nelerden kaçınmaları gerektiğini anlatmaya çalıştım. Benim için bu yaklaşım, beyin zekâtının en somut ifadesidir.
 
Türk Böbrek Vakfı’nın kuruluşundan söz edebilir misiniz?
 
1983 yılında Türkiye’de yalnızca 30 diyaliz makinesi bulunuyordu. Bunların 12’si İstanbul Samatya Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde (eski adıyla SSK Samatya Hastanesi) yer alıyordu. Mevcut 12 üniteye 6 makine daha kazandırmak amacıyla 300 bin dolar toplayarak önemli bir girişimde bulunduk ve bu yatırımı hayata geçirdik. Bu, son derece anlamlı bir adımdı; çünkü o dönemde diyaliz makinesi yetersizliği nedeniyle pek çok insan hayatını kaybediyordu. Dönemin Sağlık Bakanı Doç. Dr. Mustafa Kalemli’nin teşvikiyle bu çalışmayı daha da büyüterek bir vakıf çatısı altında sürdürdük. Aradan 40 yıl geçti. Hastane günümüzde özellikle böbrek nakli alanında öncü kurumlardan biri haline geldi ve hâlen diyaliz hizmeti vermeye devam ediyor. Bugün ise beni en çok motive eden konu, sağlıklı nesillerin yetişmesine katkıda bulunmak. Bu doğrultuda sağlıklı beslenme bilincinin yaygınlaşmasını önemsiyorum. Özellikle şeker, tuz, un ve trans yağ tüketiminin azaltılması gerektiğine inanıyorum.
 
Biyoplastikler konusunda sizce en doğru yaklaşım ne olmalıdır?
 
Eğer büyük resmi doğru okuyabiliyorsak biyoplastiklerde mümkün olduğunca biyobozunur içerik oranını artırmaya odaklanmalıyız. Ancak bunun yüzde yüz biyobozunur olması bugün için pek mümkün görünmemektedir. Bu nedenle karışımlar veya kopolimer yapılar kaçınılmazdır. Biyobozunur malzemeler üretmek teknik olarak mümkündür; ancak bu tür malzemelerin sanayi ölçeğinde üretimi, maliyet, dayanıklılık ve kullanım ömrü gibi açılardan çeşitli zorluklar barındırmaktadır. Bu nedenle yaygın kullanımda sınırlamalar söz konusu olabilmektedir. Yine de bir malzemenin içindeki biyobozunur oranı ne kadar yüksekse çevresel açıdan o kadar değerli ve tercih edilir hale gelir.
 
Plastik sanayisinin çevre üzerindeki etkilerini ve çözüm yollarını nasıl değerlendiriyorsunuz?
 
Kimya sanayisi; çevre korunmadığı, geri dönüşüm sağlanmadığı ve tehlikeli kimyasallar konusunda mevzuatlar uygulanmadığı sürece ciddi sorunlar yaratabilir. Plastik de bu yapının bir parçasıdır. Buna rağmen plastiklerin A’dan Z’ye geri dönüşüm sürecine kazandırılması son derece önemlidir. Özellikle PET şişe kullanımı bu açıdan kritik bir örnektir. PET’in açılımı polietilen tereftalattır. Geri dönüşümü mutlaka sağlanmalıdır çünkü doğada ancak yaklaşık 350 yılda yok olur. Mikroplastikler denizlere karışarak ekosisteme girer ve besin zinciri yoluyla insana kadar ulaşabilir. Bu nedenle önemli bir çevre problemidir. Ancak bu sorun plastiğin tamamen ortadan kaldırılmasından ziyade etkin geri dönüşüm sistemleri ve doğru atık yönetimi ile büyük ölçüde kontrol altına alınabilir.
 



 
 

0 YORUM

YORUM YAPIN

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER BAŞLIKLAR

  • Genç Tasarımcılar Sahada

    Genç Tasarımcılar Sahada

    Mobilya Kâğıt ve Orman Ürünleri İhracatçıları Birliği, Yaşar Üniversitesi ve 4.12 Design Hub iş birliğiyle düzenlenen “ThinkPack Ambalaj Tasarım Çalıştayı”, 28 Şubat–1 Mart 2026 tarihlerinde Ege İhracatçı Birlikleri’nde gerçekleştirildi.... Devamı »